Aslında bu tavsiye veya öğüt verme gibi konular canımı fena halde sıkar. İnsan kendini, ununu elemiş, duvara asmış gibi hissediyor. Her ne kadar kemale ermiş bir durumda değilsek bile… Uzun zamandır böyle bir tavsiyeler manzumesini kaleme almak niyetindeydim.. Şimdi sırası galiba.
Bu tavsiyeleri yapması gereken ağabeylerimizin büyük çoğunluğu terk-i diyar ettiler… Hayatta kalanlar ise köşelerine çekilmişler veya face book'ta zaman öldürüyorlar… Bizim jenerasyonumuzdan arkadaşlarımızın bazıları hala inatla görev başındalar.. Bazıları da tüccarlıkla gazeteciliği bir arada götürmeye çalışırken, diğerleride kredi kartı mağduru olmamak için cansiperane bir şekilde saldırıyorlar…
Yani bunların büyük çoğunluğunun genç magazinci arkadaşlara tavsiyelerde bulunmak gibi ne bir sorumluluğu var, ne de böyle bir misyonu yüklenmek umurlarında.
Okullu veya alaylı onlarca genç adamın eline fotoğraf makinesi veya mikrofon tutuşturan magazin müdürleri veya şefleri, bu çocukları kurtlar sofrasına atarken, günün birinde yanında çalıştırdığı adamı karşısına alıp hiçbir tavsiyede bulunmaz. Sadece, "Yırt, parçala, haberi getir" der. Haberi getirmek tamamda, bunun yolunu yordamını göstermezler. İki kelimeyi bir araya getiremeyen genç adam ise, ünlü veya ünsüz sanatçı milletinin karşısına çıktığı zaman haliyle madara olur.
Sonuç olarak Magazin kelimesi ve bu işi meslek haline gelmiş onca insan kirlenir kamuoyu önünde.. Magazin denildiğinde bazılarının tüyleri diken diken olur.. Fakat işin ilginç tarafı bu genç çocuklar, sabahlara kadar haber peşinde koşarken, barların kapısında itilip kalkılırken, hakarete uğrarken, onları gecelere görev uğruna gönderen müdürleri veya her neyse, sorumlu oldukları zevat, barlarda, gece kulüplerinde ertesi gün haber yapacakları kişilerle geyik yapmakla meşguldur… Veya kimisi kredi kartının ekstresini ödetmek, kimisi yeni aldığı evin taksitlerine yardımcı olunmasını istemek gibi önemli konularla ilgilenmektedir.
Bunlar tüccar gazeteci tipleridir.
Ancak içimizde o kadar çok namuslu ve mesleğinin gereklerini yerine getiren gazeteci arkadaşımız var ki… Onları bütün bu söylediklerimden tenzih ediyorum.. Tabii bununla birlikte gerçek sanatçılarıda .
Şimdi gelelim. Genç magazinci arkadaşlarıma vereceğim altın öğütlere… Dikkate alırsınız veya almazsınız bilemem orasını.. Bence her gece işe çıkmadan bir kere göz gezdirin.. Faydasını görürsünüz…
*Kariyerinize artı getireceğinizden emin olsanız bile yalan bir haber yapmayın. Belki üstünüzdekiler kendi çıkarları doğrultusunda sizi bu şekilde yönlendirebilirler. Ne var ki işin sonunda kendileri zeytinyağı gibi su üzerine çıktıklarında siz iyot gibi açıkta kalırsınız. Olan size olur yani. Siz doğrusunu yazın, hatta gerekirse doğru olanı ilerde kendinizi aklayabileceğiniz bir şekilde saklayın… Şimdi ki teknolojiyle bunu yapabilirsiniz
*Dikleşmeden dik durmayı öğrenin… Nazik, saygılı, ancak haber alırken ısrarcı olmanız gerekiyor. Sınırları ve sabrı zorlamadan da karşınızdakinden istediğinizi alabilirsiniz. Karşınızda ola ki, alkolik, uyuşturucu müptelası veya psikopat bir sanatçı veya sanatçı adayı olabilir. O anda yerlerde yuvarlanacak kadar kötü olabilir. Bence önce yerden kaldırın, sonra fotoğrafını çekin
*Cenaze törenlerinde veya hastanelik olmuş bir ünlü için haber yaparken, oraya gelmiş bir başka ünlüye, "bu adamla berabersiniz diyorlar doğru mu, size 4x4 almış aslı var mı?" gibi saçma sapan sorular sormayın. Cenaze ve hasta yakınını üzdüğünüz gibi magazin gazeteciliğinin de içine edersiniz. Üzerinizdeki çok bilmişler "hazır gitmişken şunu da öğren " diyebilir. Pratik olun, o konuyu daha sonraya bırakın.
*Eğer gazeteniz veya televizyonunuz size her türlü finansal olanağı sağlıyorsa diyecek bir şey yok. Eğer sizi kendi halinize bırakıyorsa, röportaj yapmaya gittiğiz bir sanatçı ile bir restaurantta veya bir cafede hesabı ödemek gibi bir salaklığa asla düşmeyin. Size bunun bir maaşınıza patlayacağı kesindir. Neticede bu bir iş yemeğidir. "Delikanlılık" yapmanın bir alemi yok. Ancak bağlı bulunduğunuz kurum omurgalı bir davranış göstererek, "Bu sanatçıyla yapacağın röportaj için yapılan her türlü masraf bizim tarafımızdan karşılanacıktır." derse, şanslı adamsın.
*Magazin dünyasında işini yaparken sanatçı ve sanatçı adayı, yapımcı ve prodüktör kaşeli insanlarla hiç bir ticari ilişkiye girmemen gerekiyor. Bu insanlardan sana şöyle teklifler gelebilir.. "Hem gazete ve TV'de ki işini yürüt hemde bana danışmanlık yap." Zayıf bir anında buna "evet" dediğin zaman bitmişsin demektir.. Günün birinde bağlı bulunduğun kurum seni kapı önüne koyduğu zaman sana o şaşaalı teklifleri yapan insanları yanında bulamazsın.
Eğer böyle bir teklif kabul ederek, daha fazla para kazanmak istiyorsan önce gazetecilik elbiseni çıkarman gerekiyor. Seni o şekilde kabul etmek isteyen kim varsa o zaman gidersin çalışırsın. Bunu yaparken de eski kontaklarını ihmal etmemen gerekiyor. Yoksa yeni iş yerinde kendini üç günde kapı önünde bulabilirsin.
*Sır saklaman gerekiyor. Sana "Off record" olarak söylenmiş sözleri hiçbir zaman yazmamalısın. Ancak herkesin bildiği konuları üzerine ekleyebileceğin şeylerde varsa aslanlar gibi yazabilirsin. Günün birinde başını omzuna yaslayarak, "Cok mutsuzum sevgilim beni terk etti" diye salya sümük ağlayan birisi ertesi gün, "sizin şu muhabiriniz bana sarkıntılık etti" diye bir bok atabilir fikrini, hiçbir zaman aklından çıkarma… Başındaki adam kadını götürür, sende işinden gücünden olabilirsin…
*İçki içiyorsan izinli günlerine denk getirmende fayda var. Ancak mutlaka iş anında kullanman gerekiyorsa bir kadeh dışında asla içme… Veya mutlaka içmen gerekiyorsa, elindeki fotoğraf makineni veya mikrofunu bırak öyle iç. Maymun olma yani. Çünkü iş yaptığın insanların önemli bir kısmı keyf vericilerle kafayı bulur ve son derece şık giysilerle arzı endam eder. Kafalarının güzel olduğunu anlamazsın bile… Ne var ki sen, içtiğin 2 duble rakı ile dağıtırsın yakan paçan bir tarafa gider.. Sonrada "Bu mudur magazin gazetecisi vaziyetine bak" diye seninle kafa bulurlar.
*Sahne ve müzik dünyası, genç ve deneyimsiz bir magazin gazetecisi için son derece tehlikeli bir mecradır. Bu tehlikeyi sinema ve tiyatro için söylemiyorum. Sahne ve müzik dünyasının şaşaalı, göz kamaştırıcı dünyası genç arkadaşlarımızın bir çoğunu olumsuz bir biçimde etkiler. Rüyasında bile göremeyeceği insanların ve ortamın büyüleyici etkisiyle bir anda dumura uğrayabilir. Bu sarsıntıdan kendisini çabuk kurtarıp kendisini sadece işine verenler olduğu gibi, gece hayatında masalara çerez olarak hayatını bitirmiş epeyi ağabeyleriniz, ablalarınız vardır. Sağlam bir duruş ve iyi gazetecilik peşinde iseniz mesele yok. Bu kirliliği solumadanda işinizi yapabilirsiniz.
*Her sabah gazeteleri veya gazetelerin internet sayfalarını tararken sadece magazin haberlerine takılmamanda fayda var. Siyaset, spor dünyada ne olup bitiyor bunlardan da haberin olmak zorunda. Hangi tarafta olursa olsun bir dünya görüşünü benimsemelisin. Veya, "ben hiç birisine inanmıyorum." demekde ayrı bir duruştur. Bunun faydası şudur; Röportaj yaptığınız sanatçı milletine arada bir öyle bir soru çakarsın ki apışıp kalır…Alın size başlık, alın size gündem… O her şeyi çok iyi bildiğini iddia eden sanatçı arkadaşımızın sırlarını bir anda yere dökersiniz… E tabii bunu yaparken de o kişiyi aşağılamamanız gerektiğini söylememe gerek yok. Tevazuyu elden bırakmayacaksın..
*Yaptığınız bir veya çektiğiniz görüntüler nedeniyle başınız sık sık derde girebilir. Habere konu olan kişi kaykıla kaykıla, "Senin müdürünü tanıyom lan ben.. Bitiririm seni." diyebilir. Veya aynı konuma giren bir hatundan okkalı bir küfür de yiyebilirsiniz… Yılmayın ve asla karşılık vermeyin. İşinizi yapın ve evinize gidin keyfinize bakın. Ertesi gün işyerinize gittiğinde büyük bir olasılıkla başınızdaki adam sizi çağıracaktır.. Büyük bir ihtimalle yanında önceki akşam size salvolar atan hatun ve adamı görebilirsiniz… Burada olması gereken iki seçenek var:
1. Başınızda bulunan adam ilkeli bir yönetici ise sizden olayı dinler eğer haklıysanız sizi asla ezdirmez. Çiçeklerle kutularla gelen bu insanlara nazikçe gereken cevabı verir. Bunu yapan bir amiriniz varsa korkmayın … Durmak yok..Yola devam..
2. Eğer başınızda omurgasız bir yönetici varsa işiniz zor. Tükürür gibi bakar suratınıza ve misafirini gönderdikten sonra size, "Bir daha bu insanlarla ilgili haber yapmayacaksın" der.
Gazetecilik yıllarımda başımdan geçen bir olayı anlatarak biraz daha netleştireyim. Bir gün ünlü bir sanatçıyla röportaj yapmak için randevu aldım. Fakat bu ünlü sanatçı her defasında randevusuna gelmedi veya oyaladı. Can sıkıcı bir durum yani. İşin ilginç tarafı ise bu sanatçı yayın yönetmenimizin iyi bir arkadaşı. Belki buna güvenerek röportajı sallayıp duruyor. Durumu yayın yönetmenimiz H. Fehmi Ketenci'ye anlattım. O günden sonra bu sanatçının haberleri dergiye girmedi. Fakat bu sanatçıyla Fehmi ağabeyin dostluğu hep devam etti.
Bu sanatçının albümü çıktı. O yılların alternatifsiz tek dergisinde bir tek haberi yer almadı bu sanatçının. Günlerden bir gün bir telefon geldi bana… Aynen şöyle söylüyordu.. "Sevancığım o günleri lütfen unutalım, sana karşı yaptığım doğru değildi, Özür dilerim." Olay daha sonra şöyle aydınlığa kavuştu. Bu arkadaş yayın yönetmenimizle dost olduğu için defalarca özür dilemiş. Fakat H. Fehmi Ketenci'nin sözleri şu olmuş, "Sen bu terbiyesizliği benim muhabirime yaptın ondan özür dileyeceksin, bunu yapmazsan bir tek satırını koymam." Evet sağlam duran, dik duran gerçek bir yayın yönetmeni budur işte…
*Samimiyet, arkadaşlık ve paylaşım son derece insanı duygular. Fakat bu duyguları sanatçı milleti ile dozunda ve yeterince paylaşmazsanız günün birinde hüsrana uğramanız kaçınılmazdır. Yeni yetmesinden en eskisine kadar, sahne tozunu yutmuş kim varsa büyük çoğunluğu vefasızdır gerçeğini aklından çıkarmayacaksın. Tabii ki bunların içinde son derece düzgün, kaliteli insanlar var… Toparlarsak, bunlarla ailevi sırlarını, ilişkilerini, işyerindeki olası sorunları vs vs, asla paylaşmaman gerekiyor. Gün olur ki, iyi niyetinle anlattıkların bumerang gibi gelir seni vurur.
Yılbaşı, bayram ve bazı özel günlerde sepetler, çiçekler gelir.. Genç ve deneyimsiz bile olsanız, eğer iyi haberlerle biraz sivrilmişseniz bu özel sepetlerden size de gelebilir… Bir şişe viski, tıka basa kuru yemiş, çikolata falan.. Bunun bir zararı yoktur. Oturun afiyetle yiyin. Ancak daha sonra , "Senin bu fotoğraf makinen eskimiş yeni bir şey alalım", "sen hala bu külüstür bir arabaya mı biniyorsun" veya "Sen evlen oturma odanı ben yapacağım." Diye teklifler gelmeye başlarsa tehlike sinyalleri çalmaya başlamıştır. Bunları kibarca elinin tersiyle geri itip gazeteciliğini yapacaksın.. Bunları kabul ettiğin zaman ise o insanın söylediklerini yapmak, "görme" dediklerini görmemek zorundasın… Zaten bir süre sonrada piyasada adının nasıl anılacağını tahmin edersin.
Bütün bunların hiç değilse yarısını uygulayabiliyorsan mesele yok. İyi yoldasın demektir.